Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı 2026-2030 döneminin hedeflerini ortaya koyarken, Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından yayımlanan yeni rapor dijital altyapı, veri ve küresel teknoloji platformlarındaki dışa bağımlılığın oluşturabileceği risklere dikkat çekiyor.
Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE), “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı yeni raporunda Türkiye’nin yapay zekâ ve dijital altyapı politikalarını “dijital egemenlik” perspektifinden değerlendirdi. Çalışmada özellikle veri, bulut bilişim, yapay zekâ altyapısı ve dijital platformlarda belirli şirketlere veya ülkelere oluşabilecek yüksek bağımlılığın ekonomik etkilerin ötesinde stratejik sonuçlar doğurabileceği savunuluyor.
Raporun yayımlandığı dönem, Türkiye’nin yeni yapay zekâ yol haritasını resmîleştirmesiyle de örtüşüyor. Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030), 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile uygulamaya alındı. Plan daha önce 13 Haziran’da kamuoyuna açıklanmıştı.
Dijital egemenlik tartışması büyüyor
TÇE’nin raporundaki temel yaklaşım, devletlerin teknoloji alanındaki bağımsızlığının artık yalnızca kendi yazılım veya donanımlarını üretmeleriyle ölçülemeyeceği yönünde.
Enstitü; veri akışlarının yönetilmesi, kritik dijital altyapıların kontrolü, bulut hizmetlerine erişim, algoritmik sistemlerin denetlenmesi ve alternatif teknoloji sağlayıcılarının bulunması gibi unsurların da egemenlik tartışmasının parçası haline geldiğini savunuyor.
Raporda “dijital hegemonya” üç ana katman üzerinden ele alınıyor. Bunların ilkini ağ etkileri, veri yoğunlaşması ve kullanıcıların belirli ekosistemlere bağlanması sonucunda ortaya çıkan piyasa gücü oluşturuyor.
İkinci katmanda teknoloji şirketleri ile kamu kurumları arasındaki giderek artan entegrasyon bulunuyor. Çalışmada Palantir, Microsoft ve Anduril gibi şirketler bu ilişkiye örnek gösteriliyor.
Üçüncü katman ise CLOUD Act gibi ulusal hukuk düzenlemelerinin veri ve teknoloji hizmetleri üzerinden ülke sınırlarının ötesinde sonuçlar yaratabilmesi olarak tanımlanıyor. Enstitü, bu üç alanın birlikte değerlendirildiğinde büyük teknoloji şirketlerinin etkisinin yalnızca ekonomik rekabet başlığı altında değerlendirilemeyeceğini düşünüyor..
Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı ne hedefliyor?
Türkiye’nin 2026-2030 dönemini kapsayan Yapay Zekâ Eylem Planı ise insan kaynağından veri merkezlerine kadar geniş bir alanı kapsıyor.
“Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” olarak adlandırılan dört ana eksene dayanan planda yapay zekâ okuryazarlığının artırılması, nitelikli iş gücünün geliştirilmesi, kamu verilerine erişimin kolaylaştırılması, hesaplama altyapısının büyütülmesi ve yapay zekâya ilişkin hukuki çerçevenin geliştirilmesi amaçlanıyor.
Plan kapsamında iki yıl içinde 5 milyon kişinin yapay zekâ okuryazarlığı eğitimlerine dahil edilmesi öngörülüyor. Buna ek olarak 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve teknolojiyi farklı sektörlerde uygulayabilecek 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor.
Veri tarafında ise sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret gibi alanlar başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden erişime açılması planlanıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan hedefler arasında veri merkezi kapasitesinin büyütülmesi de bulunuyor.
Veri merkezi kapasitesi 1 GW’a çıkarılacak
Eylem planının en dikkat çekici hedeflerinden biri Türkiye’deki yapay zekâ ve veri merkezi altyapısına yönelik.
Türkiye’nin veri merkezi kurulu gücünün 2030 yılına kadar en az 1 GW seviyesine çıkarılması hedefleniyor. Veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapılarında ise ağırlıklı olarak özel sektör kaynaklarından en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi öngörülüyor.
Plan ayrıca araştırmacılar, girişimler ve KOBİ’lerin yüksek performanslı hesaplama altyapılarına daha kolay erişmesini hedefliyor. Belirli bir teknoloji veya hizmet sağlayıcısına aşırı bağımlılığı azaltmak amacıyla çoklu tedarikçi yaklaşımının benimsenmesi de bu kapsamda değerlendiriliyor.
TÇE: Dışa bağımlılık dijital ekonomiyle birlikte değerlendirilmeli
Toplum Çalışmaları Enstitüsü ise altyapı yatırımlarının yanında Türkiye’nin mevcut dijital hizmet kullanım yapısına da dikkat çekiyor.
Raporda aktarılan verilere göre Türkiye’de internet kullanımının nüfusun büyük bölümüne ulaşmasına karşın arama motorları, sosyal medya platformları, mobil işletim sistemleri, uygulama mağazaları, bulut bilişim hizmetleri ve dijital reklam altyapılarında küresel şirketlerin ağırlığı devam ediyor.
TÇE bu durumu doğrudan “yerli veya yabancı teknoloji” ayrımından ziyade, kritik bir hizmetin kesintiye uğraması veya erişiminin sınırlandırılması halinde alternatif oluşturabilme kapasitesi üzerinden değerlendiriyor.
Rapora göre sorun yabancı teknolojilerin kullanılması değil, kritik alanlarda tek veya az sayıdaki sağlayıcıya yüksek düzeyde bağımlılık oluşması.
Büyük teknoloji platformları için yeni düzenleme önerisi
Çalışmada teknoloji üretiminin tek başına dijital egemenlik için yeterli olmayacağı görüşü de öne çıkıyor.
TÇE; büyük dijital platformlara yönelik düzenlemelerin geliştirilmesini, veri taşınabilirliği ve birlikte çalışabilirliğin güçlendirilmesini ve belirli platform verilerine uygun koşullar altında erişim mekanizmalarının oluşturulmasını öneriyor.
Raporda Avrupa Birliği’nin Dijital Piyasalar Yasası kapsamında büyük platformlara uyguladığı “kapı bekçisi” düzenlemeleri de örnek gösteriliyor. Enstitü, benzer şirketlerin farklı ülkelerde farklı düzenleyici yükümlülüklere tabi olmasının Türkiye açısından incelenmesi gereken bir konu olduğunu belirtiyor.
Amaç tüm dış bağımlılığı ortadan kaldırmak değil
Raporun dikkat çektiği noktalardan biri de “dijital egemenlik” kavramının teknolojik izolasyonla eş tutulmaması gerektiği.
Yarı iletken üretiminden veri merkezi ekipmanlarına, telekomünikasyon altyapısından büyük dil modellerine kadar teknoloji tedarik zincirleri bugün çok sayıda ülke ve şirket arasında dağıtılmış durumda.
Bu nedenle TÇE, Türkiye’nin bütün teknoloji katmanlarında tamamen kendi kendine yetmesini gerçekçi bir hedef olarak sunmuyor. Bunun yerine kritik teknolojilerin belirlenmesi, bu alanlardaki bağımlılık seviyelerinin ölçülmesi ve gerektiğinde alternatif tedarik veya yerli kapasite oluşturulması öneriliyor.
Bu yaklaşım, Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’ndaki altyapı kapasitesinin artırılması ve çoklu sağlayıcı yapısının desteklenmesi gibi hedeflerle de belirli noktalarda örtüşüyor.
Kritik konu teknolojiye sahip olmaktan çok onu yönetebilmek
TÇE’nin çalışmasının merkezindeki soru, Türkiye’nin büyüyen yapay zekâ ekonomisinde ağırlıklı olarak teknoloji tüketen bir ülke olarak mı kalacağı, yoksa altyapı, veri ve düzenleme alanlarında daha fazla söz sahibi olup olmayacağı.
Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı bu açıdan 2030’a kadar oldukça yüksek insan kaynağı, veri ve altyapı hedefleri ortaya koyuyor. Ancak bu hedeflerin dijital egemenliğe ne ölçüde dönüşeceği yalnızca yatırım miktarına değil; oluşturulan altyapının kimler tarafından işletildiği, kritik verilerin nasıl yönetildiği, sağlayıcı çeşitliliği ve teknoloji platformlarına ilişkin düzenleyici kapasite gibi unsurlara da bağlı olacak.
TÇE raporu da tartışmayı tam olarak bu noktaya taşıyor: Dijital çağda stratejik bağımsızlık, bütün teknolojiyi ülke içinde üretmekten çok kritik bağımlılıkları tespit edip yönetebilme kapasitesiyle ölçülebilir.






