
Türkiye’nin 2026-2030 dönemindeki yapay zeka yol haritası resmen yürürlüğe girerken Toplum Çalışmaları Enstitüsü, dijital teknolojilerdeki dışa bağımlılığın devlet kapasitesi, veri egemenliği, ulusal güvenlik ve bağımsız karar alma süreçleri üzerindeki etkilerini ele alan Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya raporunu yayımladı.
Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı; 5 milyon kişiye yapay zeka eğitimi, 10 bin ileri düzey uzman, 1 GW veri merkezi kapasitesi ve en az 10 milyar dolarlık yatırım gibi 2030’a uzanan hedefler içeriyor.
Türkiye’nin yapay zeka eylem planında 2030 hedefleri belli oldu
Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından 21 Ağustos 2026’da yayımlanan rapor, dijital teknolojilerin ekonomik faaliyetlerin ötesinde devletlerin egemenlik kapasitesinin bir parçası haline geldiğini ele alıyor.
Veri işleme kapasitesinin büyümesi, bulut altyapılarının yaygınlaşması, yapay zekâ sistemlerinin daha fazla alanda kullanılması ve dijital platformların ekonomik faaliyetler üzerindeki ağırlığıyla birlikte veri akışları, kritik dijital altyapılar ve algoritmik sistemlerin kontrolü de egemenlik tartışmasının içine giriyor.
Raporda “dijital hegemonya” üç farklı katman üzerinden inceleniyor. İlk katmanda ağ etkileri, veri yoğunlaşması ve kullanıcıların belirli ekosistemlere bağımlılığı üzerinden oluşan piyasa gücü bulunuyor.
İkinci katman Palantir, Microsoft ve Anduril gibi şirketler üzerinden ele alınan devlet ile teknoloji şirketleri arasındaki bütünleşmeyi kapsıyor. Üçüncü katmanda ise ABD’deki CLOUD Act gibi düzenlemelerle ulusal hukuk sistemlerinin teknoloji şirketlerinin farklı ülkelerde tuttuğu verilere kadar uzanabilmesi bulunuyor.
Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı ise 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yürürlüğe girdi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan plan, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi’nin ardından 2026-2030 dönemini kapsıyor. İnsan odaklılık, güvenilirlik, etik sorumluluk, dijital egemenlik ve sürdürülebilir kalkınma planın temel ilkeleri arasında bulunuyor.
Hazırlık sürecinde kamu kurumları, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarından yaklaşık 500 profesyonelle çalıştaylar gerçekleştirildi. Vatandaş Görüşü Anketi dahil farklı kanallardan gelen 2 binden fazla eylem önerisi değerlendirildi. Plan “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıklarını taşıyan dört eksen ve toplam 16 öncelikli eylem üzerine kuruldu.
Yapay zekâ okuryazarlığı tarafında ilk 12 ay içerisinde en az 1,5 milyon, 24 ayın sonunda ise toplam 5 milyon vatandaşın eğitim programlarına katılması planlanıyor. Programın 81 ilde yürütülmesi öngörülürken 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi de hedefler arasında bulunuyor.
Veri tarafında sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi aracılığıyla makine tarafından okunabilir biçimde erişime açılması planlanıyor. Araştırmacılar, girişimler ve kamu kurumları bu veri setlerinden yapay zekâ geliştirme ve araştırma çalışmalarında yararlanabilecek.
Altyapı hedefleri ise doğrudan 2030 yılına uzanıyor. Türkiye’nin en az 1 GW yapay zekâ ve veri merkezi kurulu gücüne ulaşması, yıllık en az 10 TWh düşük karbonlu elektrik satın alma anlaşması oluşturması, depolama kapasitesini en az 1 eksabayta çıkarması ve omurga bağlantılarında en az 100 Tb/sn kapasiteye ulaşması planlanıyor.
Bu altyapının kurulması için ağırlıklı olarak özel sektör tarafından sağlanacak en az 10 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Veri merkezi ve yapay zeka yatırımlarının HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı kapsamında açılacak çağrılarla desteklenmesi, araştırmacıların, girişimlerin ve KOBİ’lerin yüksek hesaplama kapasitesine erişiminin genişletilmesi ve tek bir teknoloji sağlayıcısına bağımlılığı azaltmak için çoklu tedarikçi modelinin kullanılması planlanıyor.
TÇE’nin raporunda Türkiye’deki mevcut dijital kullanım oranları da dışa bağımlılık açısından incelendi. Türkiye’de aktif internet kullanıcısı sayısı 77,3 milyona ulaşırken nüfusun yüzde 88,3’ü internet kullanıyor.
Buna karşılık arama motorları, sosyal medya platformları, mobil işletim sistemleri, uygulama mağazaları, bulut bilişim hizmetleri ve dijital reklam altyapılarının önemli bölümü küresel teknoloji şirketleri tarafından işletiliyor.
Dijital reklam sektörü de raporda ayrı bir başlık olarak ele alındı. Türkiye’de toplam medya ve reklam yatırımları 2024 yılında 253,6 milyar TL’ye ulaştı. Medya yatırımlarının yüzde 74,2’si dijital mecralara yönelirken Türkiye, küresel karşılaştırmada yüzde 39,4’lük büyüme oranıyla en hızlı büyüyen pazarlar arasında yer aldı. Türkiye içerisindeki medya ve reklam yatırımlarının TL bazındaki yıllık toplam artışı ise yüzde 78,9 olarak gerçekleşti.
Raporda dijital reklam pazarındaki ekonomik yoğunlaşmanın yanında kullanıcı profilleme ve içerik dağıtımı da ele alınıyor. Dijital platformların hangi içeriğin hangi kullanıcıya gösterileceğini belirleyen sistemleri, reklam faaliyetlerinin yanı sıra bilgiye erişim ve içerik görünürlüğünde de doğrudan rol oynuyor.
TÇE, Türkiye’nin dijital egemenlik politikasının bütün yabancı teknolojilerin yerine yerli alternatifler geliştirilmesi şeklinde ele alınmaması gerektiğini belirtiyor.
Yarı iletkenlerden bulut sistemlerine, telekomünikasyon ekipmanlarından büyük dil modellerine kadar teknoloji değer zinciri birçok ülke ve şirket arasında dağılıyor.
Raporda kritik nokta, dış bağımlılıkların tamamını ortadan kaldırmaktan ziyade stratejik risk oluşturan bağımlılıkların belirlenmesi ve denetlenebilir seviyede tutulması olarak ele alınıyor.
Dijital piyasaların düzenlenmesi de rapordaki başlıca konular arasında bulunuyor. Avrupa Birliği’nin Dijital Piyasalar Yasası kapsamında belirli büyüklüğün üzerindeki platformlar kapı bekçisi statüsüne alınarak kendi hizmetlerini kayırmama, alternatif uygulama mağazalarına izin verme, veri taşınabilirliği ve birlikte çalışabilirlik gibi yükümlülüklere tabi tutuluyor. Türkiye’de faaliyet gösteren aynı şirketler için DMA’ya eşdeğer kapsamda bir düzenleme bulunmuyor.
TÇE bu alanda ihlal gerçekleştikten sonra devreye giren klasik rekabet hukuku araçlarının yanında ex ante düzenlemelerin değerlendirilmesini, platform verilerinin belirli koşullar altında paylaşılmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasını ve Dijital Hizmet Vergisi’nin denetim altyapısının güçlendirilmesini öneriyor.
Rekabet Kurumu bünyesinde algoritmik sistemleri, veri ekonomisini ve platform ekosistemlerini inceleyebilecek teknik insan kaynağının artırılması da rapordaki öneriler arasında bulunuyor.
Raporun son bölümünde yapay zekâ, bulut bilişim, veri altyapıları ve dijital platformlarda geliştirilecek politikaların birbirinden bağımsız yürütülmemesi gerektiği belirtiliyor.
Türkiye’nin uzun vadeli dijital egemenlik kapasitesi; veri koruması, algoritmaların denetlenmesi, kritik altyapıların yönetimi, uluslararası standartların oluşturulduğu süreçlere katılım ve stratejik teknoloji bağımlılıklarının kontrolü üzerinden ele alınıyor.






